Radyoda çıkınca sesi son sese getirmekten kendimi alamadığım bir şarkı var. İsmi, cismi, sözleri, melodisi, ritmi bir duygu harmanı gibi oradan oraya savuruyor insanı. The Killers'ın Human adlı parçasından bahsediyorum. Şarkıya eşlik etmekten trafikte iyice dikkatsizleşsem de Brandon Flowers, her "Are we human or are we denser?" dediğinde anlamsız bir sukunete kapılıyorum. Nedenini ben de bilmiyorum.
Sürekli insana dair travmalardan bahsediyorum değil mi? Ama nasıl olur da bahsetmem? Biz hep buradaydık, başından beri buradaydık ve hep burada olacağımıza inandık. Bombalanmakta olan şehirlerimizde, yeni yıl kutlamaları yapılan meydanlarımızda, dişçi koltuğumuzda, tebeşir elde kara tahta önünde, bazen ışıltılı bazen ısıtmayan evlerimizde, tüm rutinlerimizde insan olduğumuza emindik. İşte belki de bu yüzden böylesine zalimleştik.
Kafamı kurcalayan bir soru var. Ya yoksa diyorum. Ya yoksa biz bahsi geçen insan değilsek? Tüm kutsal kitapların, tüm evrenin dilinden düşürmediği insan biz değilsek ve öyle olmadığımız halde kalkmış evrenin tüm geri kalanına ahkam kesiyorsak... Galiba böyle bir noktada, bunca zamandır tek gerçeğimiz olan varlığımızı yitirmenin telaşında daha bir zalimleşir, daha bir gaddarlaşırız.
Düşünsenize, bir başka canlı formu yeryüzüne iniyor, bizlere defolu varlık muamelesi yaparak, esas üstün varlığın haliyle insanın kendi olduğunu vurguluyor. Tanklarımızla, tüfeklerimizle, kimyasal silahlarımızla üstlerine yürüyoruz. Öldürmeyi bilmeyen o ırk ölmeyi de bilmiyor. Kaybeden taraf her zamanki gibi biz oluyoruz. Kutsal kitaplarda geçen Lut kavmine olanlar gibi bize de tüm evren sırtını dönüyor. Zalimliğimizle bizi bize bırakıyor. Gün gelip kendi sonumuzu kendimizin getireceğini onlar da biliyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder