Roma uçağını çağırıyorlar. O uçakta bana yer yok. Bize yer yok. Roma 2010'da bir yerlerde kaldı. Puslu, sarı bir öğleden sonrada. Bir daha gidebilir miyim Roma'ya? Bir kez daha... Kırılsın zaman, gitmeyeyim Lyon'a, Roma'ya gideyim.
Tek başıma yol almaktan yoruldum. Tek başıma uçaklara binmekten. Tek başıma havaalanlarında güvenlik kontrollerinden geçmekten. Tek başıma bir geceyarısı tren beklemekten. Tek başınalıktan yoruldum.
Ne fotoğraflar, ne de anılar derman. Boğazımda bir yumru var şimdi ve inmiyor. İnmeyecek de.
Roma'ya gidebilsem keşke... Her şeyin başladığı yere. Sırtımda 20 kiloluk sırt çantamla pembe başka bir valizi Tiburtina tren istasyonundan otobüs terminaline 40 derecelik güneş altında sürüklediğim o güne dönebilsem keşke...
L'Aquila'ya doğru yol alırken otobüste hop oturup hop kalksam aman ineceğim yeri kaçırmayayım diye telaşlansam sonra... Seyre dalsam dağları, ovaları, kiliseleri, yapıları, köprüleri... Önümde serili günlerin sabırsızlığıyla hayallere dalsam ve o hayalleri daha o dakika kurmamışım gibi hepsi hemen gerçek olsa keşke yeniden...
Bu göçebelikten yoruldum, üstüne göçmenlik mahvetti beni. Enlemde de boylamda da. Tükendim sanırım. Enlemde de boylamda da.
Ve hiç unutmadan hep tekrarlamalı: Can yeleği koltuğun altında değil!
Okudum ve yuregimin teli titredi kendi hikayemi okumanin huznu very saskinligi icindeyim sanirim gozume toz kacti biraz sulandi
YanıtlaSilOkudum ve yuregimin teli titredi kendi hikayemi okumanin huznu very saskinligi icindeyim sanirim gozume toz kacti biraz sulandi
YanıtlaSil