Bir arkadaşım aklıma düşürdü. Sabahın erken saatlerinden beri Across The Universe'i dinliyorum. Hani, şu artık sayısını tutamadığımız kere cover'lanmış The Beatles eseri. Garip; aslında Billie Jean ya da Smooth Criminal dinlemem gerekti bugün. Zira Michael Jackson efsanesi nihai sonuna ulaştı. Kimileri bir yıldız daha kaydı diyor. Kimileri de bir Elvis diyor, bir Freddie diyor ve tabi ki bir de John diyor dünyayı böylesine kasıp kavurdu.
Seneler evvel, portakalda vitamin dahi olmadığım zamanlar yani, rock'n'roll adına, pop adına, insanlık adına, masumiyet adına, barış adına ve elbette devrim adına birtakım adamlar, birtakım kahramanlar çıkmış er meydanına. Çok güzel cümleler kurmuşlar. Çok cesaret dolu işlere imza atmışlar. Böyle değildi biliyorum o zamanlar. Biliyorum, çünkü sandığım kadar kayıp değilim. En azından umuyorum.
Daha yeni Nida Sultan öldürülmüş İran'da. Mide bulantısından öte bir işe yaramayan gazeteler çarşaf çarşaf onun vurulduğu anda çekilmiş videodan yüzünün kana bulandığı kareleri dondurup dondurup manşet yapmış. Daha bu ne ki demem gerek belki. Münevver Karabulut'un hunharca katledildiği malum cinayette kullanılmış olan kana ve saça bulanmış testerenin fotoğrafı, artık hangi habercilik anlayışı ile kuşatıldığı muallakta olan Habertürk gazetesi tarafından bilmem kaç puntoda yazılmış "İşte o testere!" başlığı altında manşetten verildi. Ekmek, gazete almak üzere bakkala yollanan çocukluğum geldi aklıma sadece. O sıralar okul zamanı Pazar günlerime, yaz tatili zamanı hemen hemen her günüme bir kabus gibi çökebilecek en büyük travmam biraz yaşlıca olan bakkal amcanın tezgahın önüne sermiş olduğu Bulvar gazetesi üstünde peynir, ekmek yemesiydi. Şimdi öyle değil. Gözünü artık kapatmış olsan da çoktan gözüne ilişmiş o fotoğrafı gördükten sonra gazete bayisinde kitlenip kalmak gerek. Ne tür bir hüküm verilmesi gerektiğini kestirememek gerek.
Ölüm bunca olağan mı onlar için bilmiyorum. Ancak "Çocuk Tacizcisi Michael Jackson öldü" diye duyuruluyorsa birtakım gazetelerce Michael Jackson'ın ölümü, bunun arkasında ölümü olağan karşılamaktan da öte hastalıklı bir fikir yatmalı. Ben Michael Jackson fanı hiç olmadım. Sevdiğim şarkıları oldu. They don't care about us ya da Heal The World gibi. Billie Jean'i ise elbette sevdim. Ama Michael Jackson'ın beni öyle derinden etkilediğini söyleyebilir miyim bilmiyorum. Ben The Beatles için yanıp tutuşuyordum. Bilmiyorum, belki de favori Beatle'mın George Harrison olduğu The Beatles'i sevmek daha kolaydı. Ne de olsa çoktan efsaneleri nihayete ermişti. Ortalığı kasıp kavurmuşlar, milyonları peşlerinden sürüklemişler ve dağılmışlardı. John Lennon'ın ölümüne de yetişememiştim ne de olsa. Zihnimde asla tekrar birleşiyorlarmış umudu doğamayacaktı bu yüzden. Ama eğer Michael Jackson'ı derinden sevmeyi seçseydim olacakları biliyordum belki de. Düşüşüne, hakkında çıkan sansasyonel haberlere tanık olacak ve hırpalanacaktım. The Beatles efsanesi elbette asla son bulmayacaktı ama ben onların doğuşuna ve büyüyüşüne şahit olmadığımdan en sevdiğim Beatle olan George Harrison'ın hayata gözlerini yumuşu bile beni öyle derinden sarsmayacak, sadece boğazımda bir yumru ile bırakacaktı.
Ama şimdi hissettiğim tuhaf bir hüzün var. "Neverland" belki de Michael Jackson'ı özetleyebilecek tek kelime. Ve ben onu seçiyorum. Çünkü bence kendisi de onu seçmiş olmalı. Wonderland'i ararken bulabildiği tek ev Neverland oldu sanırım. O yüzden de adını Neverland koydu sığınağının. Peter Pan olmayı umdu. Ancak dünyanın hiçbir yerinde kan emiciler rahat bırakmıyor insanı. Özgür olmaya çalışanı da, aşık olmaya çalışanı da, çocuk olmaya çalışanı da lekelemeye ant içiyor.
Yine bir haziran günü Kazım Koyuncu terk-i diyar etmiş zaten. Bir yanımız bundan ötürü hep buruk. Baki kalacak olan burukluk olsa da yine de insanın çocukluğuna dair simgeler sarsılmamalı öyle değil mi? Dediğim gibi ben bir Michael Jackson fanı değilim ama bu onun çocukluğumun kahramanları arasında olmadığı anlamına gelmiyor. Evet, çünkü o meydan okuyan bir adam... Hakkındaki tüm suçlamalar dolayısıyla yargılanmış ve aklanmış bir adam aynı zamanda. Hala yargılanmamışlar da var ama suçları kör göze parmak dercesine ortada olsa da...
92 yaşında ve üstelik resim yapmakta Kenan Paşa. "İntihar ederim" diyor bir yandan da. Etik haber anlayışının yılmaz savunucusu(!) birtakım adamlar da ona çanak tutuyor. Bu ve benzeri adamların editörlüğünü yaptığı gazetelerin manşetlerinden, üçüncü sayfa haberlerinden, internet sayfalarından Nida'nın kana bulanmış fotoğrafı yanında "Başı açık fotoğrafları için tıklayınız" butonu, Münevver'in hunharca katledildiği testerenin fotoğrafı ve "Çocuk Tacizcisi Michael Jackson evinde ölü bulundu" haberi, ikiyüzlülüğün nişanesiyim ben dercesine eksik olmuyor.
Neverland'de 12 Eylül yaşanır mı bilmiyorum. Kaptan Kanca ve adamlarının hep çocuk kalmaya ant içmiş Peter Pan ve arkadaşlarıyla olan bitmez maceralarının bir yerinde bir gün sokağa çıkma yasağı gelir mi sahiden? Peter Pan, yaşı büyütülüp de asılır mı günün sonunda? Darağaçları kurulduğunda avluya, bir dakika sonra yok olacağını bile bile yürür mü yine de artık çocuk olmaktan çıkmış çocuk? İşkence odalarında oyun arkadaşını ispiyonlar mı Neverland cuntasına? Uğruna ailesini terk ettiği ülkesinin bir daha eskisi gibi olmayacağı fikri taş gibi otururur mu yüreğine son nefesinde?
Ben yine de size masalın sonunu söyleyeyim: Eninde sonunda hep çocuklar, hep çocuk kalmaya çalışanlar ölüyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder